Karadeniz’de yelken yapmak, boş barınaklarda kışlamak…

Benim memleket Sinop – Ayancık. Sinop, bazı anketlerde Türkiye’nin en mutlu kenti olarak geçiyor. İnanırım, zira yolu, sanayisi, tarımı,  olmadığından, bugüne dek iyi tanıtılamamış tarihi yerleri vb. dolayısıyla, çok dikkat çekmiyor. Netice olarak şehirde ve ilçelerinde kirllilik, trafik, gürültü – patırtı da yok. Çoğunlukla devlet memurları ve esnafların çalıştığı ve emeklilerin tercih ettiği, nüfusun çoğu ilden küçük olduğu bir bölge burası.

Ama muhteşem ve dokunulmamış bir doğası, harika insanları var.

Hele benim ilçem, Ayancık, daha da küçük ve sevimli bir yer; adı üzerinde  Ayancık çayının deltası üzerinde kurulmuş bu küçük sahil kasabası. Bilinmeyen ve aslında ilginç bir çok özelliğe sahip.

Biraz batısında, Çaylıoğlu köyünde, İstifan Burnu denilen bir çıkıntısı var. Burada uzun zaman önce yapılmış bir balıkçı barınağı var. Hayli büyük. Sanırım bir dönem liman olarak düşünülmüş, ama hem kara yolu bağlantısı olmaması, hem de  bölgede nakledilecek hammadde/ürün üretilmiyor olması projeyi aksatmış.

Karadeniz, doğasıyla, deniziyle, insanıyla ve bitmek tükenmez bilmeyen poyrazıyla aslında yelkenli ve yat turizmi için çok elverişli bir parkur. Bunun için basit bazı düzenlemeler ve biraz tanıtım yeterli olur.

İstifan burnu ve Karadeniz hattında bulunan benzeri balıkçı barınakları, yat turizmi için basitçe revize edilebilirler. Su, elektrik ve yakıt ikmali yapılabilecek imkanlar oluşturulabilir. Keza gelen misafirlere karada da köylere, yaylalara, turistik yerlere turlar yaptırılabilir.

Marmara ve Ege’de neredeyse tamamı dolu olan, yer bulunsa da fahiş fiyatlarla hizmet veren marinalar ve barınaklar aslında bir fırsat da doğuruyor. Karadeniz barınakları, bu güzel ve bakımı pahalı tekneler için  kışlamak, bakıma alınmak için güzel ve hesaplı bir seçenek oluşturabilir. Bu şekilde düşük gelirli bu bölgede yeni bir ekonomi ve kazanç kapısı da açılabilir…

SV Bursa Proje

2015 yılında satın aldığımız bu Tiny 17, 17 feet  boyundaki (5,3 metre) Şaşal Denizcilik yapımı yelkenli, uzun yıllardır uğraştığımız, hayal kurduğumuz denizcilik maceramızın başlangıcı oldu. Adı bizden önce “Bursa Proje” olarak konmuştu. Kişiliğine dokunmamak için ismini değiştirmedik.

Okul yıllarımızda yaz aylarında çalışmaya gittiğimiz Marmaris’te, gece mesaisini bitirip gündüze varınca; Mavi tur’dan dönen fiber teknelerin temizliğini yapardık. Bu teknelerle ilk temasımız o zaman olmuştu. O yıllarda hem çok pahalı, hem de çok az insanın bildiği bu fiber tekneler, hayallerimizi süslemeye başlamıştı.

Yıllar içinde, çalıştığım şirketin yelken takımı kuracağını duyduğumda ilk adaylardan biri oldum. Sonra kurslar, seyirler geldi. Hemen ardından ADB (Amatör Denizci Belgesi) aldım.

Bu küçük tekneler, bir bakıma spor arabalar gibidirler. Küçük ve kullanışlıdırlar, bir – iki kişi için yeterli alan sağlarlar. Kısa mesafeli seyirlerde, günlük gezilerde hiç sorunsuz ve kolay kullanım imkanı sunarlar. Aslında uzun mesafelere de çıkarlar. Ancak büyük denizlere çıkmak için epeyce deneyim ve donanım gerektirirler. Bizimkinden daha küçük teknelerle okyanus geçen çılgın denizciler var dünyada.

Bizim kültürde yatı – katı olmak zenginlik alameti gibi görünüyor. Aslında böyle bir tekneye oldukça mütevazı bütçelerle sahip olmak mümkün. Bugün online satış portallerinde 15 – 25 bin TL arasında orta halli yelkenliler bulmak mümkün.

Bizim Tiny, zorlarsanız üç kişiyi yatırır, beş kişiyi gezdirir.  Çok denizcidir. Yelken performansı iyidir. Yarış teknesidir diyemem ama birçok büyük tekneyle yarışabilir. Orsa seyri fena değildir. Kıçtan takma motorla hareket ettiği için çok süratli değildir. Ama zaten yelkenlilerden sürat değil menzil beklenir.

Bu arada ülkemizde 10 beygirin altında motoru olan ve/veya 7 metrenin altındaki tekneler için ADB ve Telsiz ehliyeti gerekmiyor.

Tiny bize ve hayatımıza bir çok değişik açılım getirdi. Bunlara ilişkin paylaşımlarım olacak inşaallah…