Sezon öncesi bakım…

Marmara denizinde suda kalan teknelerin kaderi bu: Kekamoz. Tekneyi ağırlaştıran, seyir süratini 1/3’üne kadar düşüren, yakıt masrafını arttıran karinadaki deniz canlısı kolonileşmesi.

Tekne sahibi iseniz ve tekneyi sürekli suda bekletiyorsanız, (ki tekne bir deniz mahlukudur, suda yaşar) karinada kekamoz problemiyle uğraşmak, zaman ve para sarfetmek zorundasınız. Dünya öyle bir yer işte… Her şey, her iş insan ilgisine ve zamanına muhtaç. Biraz nimet, biraz külfet; daima birbirini takip ediyor.

Yıllık karina bakımı için yapılacak işler sanırım sırasıyla şöyle olabilir:

  • Karada karina bakımı haricinde yapılacak diğer işlerin listelenmesi ve ilgili malzemenin evvelce tedarik edilmesi
  • Teknenin karaya alınması (Çekek veya vinç ile)
  • Tekne altının basınçlı suyla yıkanması
  • Kurutulması
  • Zımparalanması
  • Ozmos ve sair problemler için tetkik edilmesi
  • Zehirli astarı (1 -2 Kat)
  • Zehirlinin vurulması (2-3 Kat)
  • Varsa karada yapılacak işlerin yapılması
  • Teknenin suya atılması

Ben internetten bir kutu zehirli astar (2,5 LT), bir de zehirli boya (5 LT) satın aldım.

Ancak araya corona virüs girdi. Bir buçuk aydır bekliyorum. 🙂

Tiny 17 ile yaptığımız eski seyirlerin yeni videoları…

Bizim eski tekne Tiny 17, şimdilerde İstanbul güzeli oldu. İsmi Joy. Yeni sahibi de ona çok iyi bakıyor.

Bu arada 3-4 yıl önce çekilmiş videoların youtuba yüklenmiş olduğunu yeni farkettim. Teknedeki arkadaşlar kayıtlarını yüklemişler. Onları burada da paylaşayım istedim.

Armutlu tatil köyüne gidiş…
Armutlu tatil köyünden ayrılış…
Sert havada küçük tekne ile seyir…

Lazybag, UV koruyucu ve yelken tamiri [Uk sailmakers]

Arda’nın orijinal yelkenleri UKSailmakers tarafından imal edilmiş.

Önceki sahipleri de yelkenleri pek fazla kullanmamışlar. 14 yıllık olmalarına rağmen kumaşlar genel olarak hala iyi durumda.

Genel bir uygulama olarak genovanın güngörmez ve alt yakalarına 20 -25 santimlik bir şerit halinde dikilmiş olan sunbrella kumaş, yelken sarıldığında güneş ışınlarına karşı tam bir koruma sağlıyor. Bu kumaş zarar görmemekle beraber bu şeridin dikildiği dikiş iplikleri zamanla gevrekleşmişler ve hızla sökülmeye başladılar. Rüzgarda sökülen yerlerden açılıp hem balon yapmaya başladılar, hem de sökülme ilerledi.

Ana yelkeni bumba üzerinde sakladığımız ve yalnız seyirde son derece yararlı olan lazy bag’de de hem fermuarda hem de yan dikişlerde aynı şekilde gevşeme ve sökülmeler başlamıştı. Öte yandan, sonradan öğrendiğim bir detayı da paylaşayım. Eskiden lazy bagler kapatıldığında, katlanmış durumdaki ana yelkenin karula köşesinden ta mandar köşesine kadar direğe bitişik olan kısmı 5 -10 santim kadar kapanmayacak ve güneş alacak şekilde dizayn edilmiş. Bu nedenle hem o kısımdaki yelken kuması hem de plastik yelken arabaları zamanla kavrulmuş, gevrekleşmiş. Yelken arabalarından bazıları kırılıp dağıldıkça değiştiriyordum. Yelkenin orsa yakasında da bir kaş yerde yırtıklar olmaya başlamıştı.

UKSailmakers’ın İstanbul şubesinden Yusuf Kemal Gürel beyle temasa geçtim. Çekim Halat isimli bir firması var. Bilmiyordum. Bir tarafta halat imalatı, diğer tarafta da yelken işleri yapıyorlar. Sağolsun sıcakkanlı, ilgili birisi. Konuştuk, yazıştık, teklif aldık – verdik derken anlaştık.

Çok hızlı bir şekilde Mudanya’ya gidip yelkenleri ve lazy bag’i söktüm. Güzelce paketledim. Bagaja atıp, İstanbul Bayrampaşa’daki imalathaneye teslim ettim.

Lazy bag’i sıfırdan yeni imal ettiler. Sunbrella kumaş olduğu için en pahalı kısım o oldu. Artık direğin etrafını da sararak ana yelkenin tamamını kapatıyor. Genova’nın UV filtresini değiştirdiler. Ana yelkenin orsa yakasına aynı tip dakron kumaştan yama yaparak sağlamlaştırdılar. Herşey gayet güzel oldu.

Bir detay daha, eski lazy bag’in düzgün durmasını sağlayan fiberglass çubukları, iki üç yerde kumaşın dışına çıkıyor ve oradan el inceleriyle gurcataya doğru yükseltiliyordu. Fiberglas zamanla güneşten kavrulmuş, elinizi sürdüğünüzde ince lifler derinize batıyor ve birkaç gün canınızı yakmaya devam ediyordu. Yeni lazy bag’de çubuklar tamamen kumaştan yapılmış kanal içinde kaldığı için o sorunda ortadan kalmış oldu, çok şükür.

Herşeyi tekneye getirip yerli yerine takmak, makara, ıskota ve mandarları gözden geçirmek de keyifli oldu.
Son durum böyle…

Yeni Motor

Motorsuz olmuyor. Limanlarda yelkenle seyir yasak. Çıkışta ve girişte motor gücüyle seyretmek mecburi. Ana yelkeni basarken ve indirirken de rüzgar üstüne gitmek için de motor gücü lazım.

İkinci el satış yapılan siteleri takip ederek benim çalınan motorla aynı güç, aynı kasaya sahip ama 2017 model 9,9 beygir bir Honda satın aldım.

Marşlı değil, ipli. Eskisinde alternatörün (şarj dinamosu) çıkış kapasitesi 12 amperdi. Bunda ise 6 amper. Fena değil.

2017 model Honda 9,9 hp 4 zamanlı

Aynı kasa olması önemli çünkü benim teknede motor havuzluk içinden denize indiği için ebat ve şekil itibariyle farklı bir model almaya cesaret edemezdim.

Bu motoru biraz pazarlıkla 9.500 TL’ye elde etmiş oldum. Eski sahibi motoru teknesinin ruhsatından ayırdı. Noter satışı ile üzerime alıp, bende limanda kendi teknemin üzerine kaydettireceğim.

Bir sürü iş… 🙂

Motor çalındı… :(

Arda’nın motoru 9.9 hp marşlı uzun şaft bir dıştan takma Honda… 12amperlik şarj dinamosuyla çok kullanışlı bir model. Şu anda yenisi 18.000 TL civarında.

Bu motor havuzluktaki bir yuvadan denize iniyor. Kıçtan takılı olmadığı ve doğrudan denize indiği için kullanım sonrası kuyruğunu kaldırıp sudan ayırmak mümkün olmuyor.

Bu tür küçük yelkenli teknelerde motor genelde teknenin kıçına iskele veya sancak tarafına takılır. Ta ki dümen palasına mani olmasın. Yelken seyrine geçince de motor kuyruğu kaldırılıp sudan çıkarılır. Zira hem hız keser, hem de dümen kontrolünü bozar.

Küçük fiber teknelerde motor aynı zamanda dümen olarak da kullanıldığı için teknenin omurga hattı üzerine tam ortaya takılır. Tekneyi limana bağlayıp, yine kuyruğu kaldırdığınızda motorun suyla temasını kesmiş olursunuz.

Bizimki teknenin omurga hattından denize indiği, kıçta sancak veya iskele tarafına takılı olmadığı için sert denizde seyir esnasında sudan çıkma, tekneyi süreki belirli bir yönde döndürme gibi bir sorun da yaşamıyorsunuz.

Motorun denize indiği yuva, kullanım dışındayken taşıdığımız motor arabası… Artık boş.

Ancak motor sürekli suda kaldığında hızla kekamoz bağlıyor. Ayrıca aluminyum gövde yakındaki otel-gemi olan Otantik’in oluşturduğu yoğun galvanik etki sebebiyle önce hızla tutyaları yiyor, gecikirseniz gövde ve pervaneye de zarar vermeye başlıyor.

Bu nedenle ben resimde görüldüğü gibi uzun süre seyre çıkmayacağım dönemlerde motoru sudan kaldırıp taşıma arabasına takıyordum. Geçen hafta beni limandaki komşum Adil kaptan aradı ve benimkiyle birlikte 7 teknenin daha motorlarının çalındığını söyledi.

Tekneye gelip baktım. Motorun bağlantı vidalarını kilitlediğim paslanmaz asma kilidi bir şekilde zorlayıp açmışlar.

Hem sahil güvenliğe hem de emniyete şikayette bulundum. Ama sonuç yok. Söylentilere bakılırsa son dönemde benimki gibi 10 hp civarında motorlar mültecilere satılıyormuş, bu nedenle bir piyasa oluşmuş. Bir polis memurunun dediğine göre ise; açıkta durduğu için bu tür motorların çalınması da nitelik bakımından daha düşük bir suç teşkil ediyormuş, her nasılsa…

Şimdilik limana bağlı kalmaya mahkumuz. Yeni motor yaklaşık 18.000 TL ve bütçemiz şimdilik müsait değil. Bakalım ne yapacağız…

Vardavela..

Denizcilikte daha önce hiç aşina olmadığınız arıza ve sorunlarla yüzleşiyorsunuz.

Tekneyi ilk aldığımda da sancak vardavela teli korkuluk direği üzerindeki delikten geçtiği yerlerde yıpranıp kısmen açılmıştı.

Bir süre önce tekneyi sancağa yatırarak yaptığım bir orsa seyri esnasında tele kendi ağırlığımla yüklendim, beni taşımadı ve koptu.

Vardavela teli paslanmaz çelikten örgülü bir halat aslında. Kalınlıkları ve mukavemetleri farklı farklı, kullanım yerleri de ayrı. Istralyalar, çarmıhlar vesaie teknede kullanım yerleri var.

Kopan teli değiştirmeye niyetlenince internetten araştırmaya koyuldum. Bir sürü detayla karşılaşınca deneyimlerimi not edeyim dedim.

Vardaveli telleri gövdeye monte edilen punteller içinden geçiyor, baş ve kıçta küpeşteye norsmen ve liftin adı verilen parçalarla bağlanıyor . Ben kopan teli tutan norsmen ve liftini sökmekte çok zorlandım. Norsmen, içindeki takoz ve somunlar neredeyse birbirine kaynamıştı. Ne yaptıysam açamadım. Dolayısıyla onları atıp yerlerine yenilerini almak zorunda kaldım. daha sonra internette yaptığım araştırmalarda, paslanmazdan yapılan bu parçalarda birbirine kaynama durumunun sık rastlanan bir problem olduğunu öğrendim.

Liftin ve uskuru…

Her ikisininde dişi ve erkek modelleri var. Bu sebeple değiştirmeyi düşündüğünüz telin küpeşteye nasıl bağlandığını anlamak önemli. Daha önemli olan ise kullandığınız paslanmaz çelik telin kalınlığı. Önce bir kumpas ile bunu ölçmelisiniz. Daha sonra montaj için gereken norsmen ve liftinleri bu telin kalınlığına göre sipariş etmek gerekiyor. Tel kalınlığını ise keyfinize göre değil korkuluk direklerindeki deliklerin çapına göre seçmeniz lazım. En kestirmesi, eskisinin aynısını almak.

Özetlemek gerekirse;

  • Kumpasla telin kalınlığını ölçün.
  • Gereken tel uzunluğunu tespit edin.
  • Kullanacağınız norsmen ve liftinlerin hem telin kalınlığı ile uyumlu hem de puntellere bağlantı şekillerinin erkek mi dişi mi olduğunu tespiti.

Malzemelerinizi buna göre temin etmelisiniz. Bu arada hepsi internetten alınabiliyor.

İş burada bitmiyor. Tel boyunu ayarlamak önemli ve zor. Teli kesmek için avuç içi taşlama makinası kullanmak gerekli. Kesme diski ile olabildiğince düz bir kesit oluşturacak şekilde bir kesim elde etmek lazım. Zira bu ucu birazdan liftin ve norsmenin içine sokacağız.

Önce liftin tarafını bağlayıp makul düzeyde gevşetmek ve açık bırakmak lazım. Liftin ve uskuru aynı yöne çevrildiğinde her iki ucunun da sıktığı veya açtığı şekilde imal edilmiş bir gergi aslında. Zaten bu parçalarla teli 4 – 5 santimden daha fazla geremiyorsunuz. Ama bu mesafe bile gerekli gerginliği elde etmek için fazlasıyla yeterli.

Norsmen (Dişi)…

Daha sonra bu gevşekliği kullanarak norsmen tarafını takmak gerekiyor. Her iki ucu da taktıktan sonra, liftin uskurunu sıkarak telin istenen gerginliğe ulaşması sağlanmalı. Vardavela telinde gerginlik biraz keyfe keder gibi. ama usturmaçalar bağlandığında ağırlıkları nedeniyle fazla bel vermemeli.

Bu gerginlik düzeyinin ıstralya ve çarmıhlar için, telin kopma yükünün %15’i kadar olacağını okudum ama bu nasıl ölçülür, pratikte nasıl yapılır bilmiyorum. Deneyimli bir kaptan 15 knot rüzgarda orsaya girin, iskele ve sancaktaki teller boşluyorsa sıkın ve bunu her iki taraf için yapın diye belirtmiş.

Selametle…

Teknede Güneş Paneli

Yelkenli teknelerde güneş paneli uygulaması hem kolay hem yararlı…

Gün geçtikçe denizde kullandığımız elektrikli aletler, haberleşme ve navigasyon cihazlarının sayısı da özellikleri de artıyor. Dolayısıyla elektrik tüketimi de aynı hızda yükseliyor. Hele bilgisayarların, telefonların şarj ihtiyacı daha dramatikleşiyor, teknede gençler de varsa…

Benim teknedeki motor standart kıçtan takma 10 hp marşlı bir Honda. Dolayısıyla alternatörü, yani şarj dinamosu da var. Yaklaşık 12 ah üretiyor, kitapçığına göre. Bu açıdan motorla seyir esnasında 60 Ah’lik aküyü de şarj ediyor. Fakat yelkenli bir tekne motorun çalıştırılmaması üzerine dizayn edilmiştir esasen. Ben de limana giriş ve çıkış dışında yaktığı yakıta acıyanlardanım.

Akü yerine jeneratör bir yöntem olabilir. Teknede jeneratör hem gürültülü hem pahalı. Büyük yatlarda sessiz ama pahalı çözümler olduğunu, demirlediğimiz koylarda komşu teknelerden gelen uğultudan biliyorum.

Akülerle ilgili önemli bir konu ise, ömürleri sürekli şarj altında olmalarına bağlı. Bir kaç kez tamamen boşalan bir aküyü diriltmek pek mümkün değil. Özellikle yaygın olan sulu aküleri. Şimdilerde derin deşarj – deep cycle adı verilen jel aküler de üretiliyor ama halen diğerlerine göre çok pahalılar.

Bir çok tekne bağlandıkları marinalardan aldıkları elektrikle, teknelerinde bulunan redresörler marifetiyle akülerini şarj ediyorlar, şarjda tutuyorlar. Ancak bizimki gibi elektriği olmayan balıkçı barınaklarında akülerinizi şarj etmenin iki yolu var. Motorunuzu zaman zaman çalıştırıp akülerinizi diri tutacaksınız. Ya da arada bir aküyü yerinden alıp evde veya bir başka yerde şebeke cereyanından şarj edeceksiniz. Birinde boşuna yakıt tüketimi, diğerinde ise ilave zahmet var.

Üçüncü bir alternatif ise ülkemizde güneşlenme oranı nispeten yüksek olduğu için tekneye güneş panelleri donatmak… Benim tekne tesisatım 12 V doğru akım olarak yapılmış durumda. Birçok teknede de tıpkı otomobillerde olduğu gibi böyledir. 24 V olanlar da var. Teknenin kadrosunda 60 Ah bir akü var. Fakat bu kapasite benim artan tüketimime yetmeyeceği için ben ilave olarak bir 100 Ah akü daha aldım. Başlangıçta motorun aküsü ile bu yeni aküyü ayrı tutmayı düşündüm.

Güneş panelleri iki tip. Monokristal ve polikristal. Teknik detaylarını tam bilemiyorum ama denizde kullanılabilecek türden optimum maliyet ve uygulama kolaylığı olanlar polikristal olanlar. Verimlilikleri biraz daha düşük ama hesaplı.

Bu tarz bir sistem için bir Şarj Kontrol Cihazı (ŞKC) da gerekiyor. Ben internetten 100 Watt’lık bir Mitasun marka panel ve 10 amperlik bir şarj kontrol cihazı aldım. ŞKC’nın markası yok sanırım zaten Çin yapımı. Panel 100 x 67 cm ve 7,5 kg. Tam güçte 5,5 Ah üretebiliyor olduğu yazıyor arkasında. Tabi bu sanırım en güneşli ve dik geldiği bir anda olsa gerek. Benim tahminim 3 Ah ortalama üretimi var.

Bir de bilgisayar, diğer 220 voltla çalışan dekupaj, havye vesaire gibi elektrikli cihazlar için 600 Watt’lık bir modifiye sinüs invertör aldım. Hepsini marin kablo ile aşağıdaki gibi bir birine bağladım. Hemen çalıştı. 🙂

Aküyü alırken bayi şarjlı olduğunu söylemişti ama cihaz 11.8 Volt ölçüm yaptı. Yani nerede ise yarım şarj da gibi. Panel ise 13,8 volt vermeye başladı. Daha sonraki dönemde 14,4 Volta kadar da çıktı.

Ertesi gün geldiğimde akünün voltajı 12,5’e kadar yükselmiş ve tam şarja geçmişti. Daha sonraki dönemde genelde hep bu seviyede kaldı.

ŞKC’nın USB çıkışından telefonu doğrudan şarj edebiliyorum. Büyük kolaylık…

Daha sonra iki aküyü birbirine paralel bağlayarak 160 Ah’lik bir kapasiteye çıktım (daha sonra bunun aslında her iki akü için de oldukça sakıncalı olduğunu öğrendim). Motor aküsünün motorun çalıştığı dönemde şarj olurken, diğer akünün ve ŞKC’nin nasıl davranacağını merak ediyordum. Motordan 12 Ah’lik akım gelmeye başlayınca ŞKC sanırım akülerin tam dolu olduğunu değerlendirip panelden gelen şarjı kesiyor. Bu iyi oldu. Artık her iki taraftan da iki aküyü şarj edebiliyorum.

İnvertörü doğrudan 100 Ah’lik aküye bağladım. 500 wattlık dekupajımı gayet güzel çalıştırdı. Şimdi bir de 500 Watt’lık avuç içi taşlama aldım. Ufak tefek onarımlarda gerekiyor.

Artık teknede 12 voltluk bir buzdolabı (30 Litre Mobicool), telsiz, oto-pilot, aydınlatmalar telefon ve tabletlerin şarj cihazları aynı ayna çalışabilir durumda. Bir bakıma elektrik açısından bağımsız olabiliyorum.

Tabii 100 Watlık bir panel bütün bunların hepsini idame ettirecek güçte değil. O nedenle ikinci bir 100 wattlık panel daha alıp sisteme dahil ettim. Gündüz saatlerinde saatlik üretimim 6 amper civarına yükseldi. Bu ise benim saatlik tüketimimden fazla. Aküler gündüz hiç deşarj olmuyor. Zaten tekneye fasılalı olarak gelebildiğim için, aradaki boşluklarda eksilen şarjı tamamlamaya pekala yetiyor.

Şimdi günlerce karadan ayrı kalabilirim. Bağımsızlığıma ket vuran tek konu şimdilik içme suyu. Eh zaten ben de okyanus geçmiyorum. Şimdilik… 🙂

Teknede otopilot: Raymarine ST 2000 +

Benim gibi deniz yalnız çıkan yelkencilerin önemli bir sorunu sürekli yeke başında durmak mecburiyetidir. Değil yemek ve tuvalet gibi tmel ihtiyaçlar, su içmek, kabinden bir şey almak gibi basit ihtiyaçları bile karşılamak için tekneye ilave trim yapmak, faça yelkene geçmek (heave to) vesaire lazım.

Fakat piyasada bir kaç markanın elektrikli otopilotları var yeke dümen sistemleri için.

Ben öteden beri diğer navigasyon çözümlerinden de tanıdığım Raymarine markasının otopilotlarını araştırıyordum. Ama uzun süre Türkiye’de stoklarda yoktu. Bir ara internette bir kaptanın elindeki otopilotu sattığını öğrendim, temas kurdum ve hiç açılmamış bir ST 2000 + otopilotu elden satın aldım.

Fakat montajı ayrı bir konu imiş meğer…

Paketin içinde gelen kitapçığında, yeke üzerinde dümen palasının kenarından itibaren 46 cm ölçerek tutturma pinini monte etmek gerektiği belirtilmiş. Bir de otopilotun ana gövdesinin, teknenin havuzluğuna delinecek 12 mmm bir delikle yekeye 90 derece açıyla takılması lazım. Bu montajlar için ise epoksi yapıştırıcı kullanın diyor talimatname…

Haydaaa…

Epoksi nedir diye internete giriştim ama polyester, vinylester vesaire karşıma bir sürü detay çıktı. Neyse iyi de oldu, konu hakkında epeyce bilgi edindim. İnternetten yerli markalardan 1 : 2 oranında sertleştirici kullanılan bir kilogramlık paket satın aldım. Çok az kullanacağım için de eczaneden 10 cc’lik 10 adet enjektör ve marketten kağıt bardak aldım.

Teknede son ölçümleri yaparken bir de ne göreyim bizim otopilotun boyu yekeye yetişmiyor. Bir haydaaa da burada çektim.

İnternetten altı inçlik (15,3 cm) bir “pushrod extension” almak zorunda kaldım ve bunun için yaklaşık 20 gün bekledim, PTT’ye gümrük ödedim.

Nihayet her şeyi bir araya getirip karışımı hazırladım, delikleri deldim. Montajı tamamlayıp enerjiyi verdim otopilota… Açılışta çıkardığı bip sesi, piston kolunu iten servo motorun zırıltısı senfoni gibi geldi bana.

Ertesi gün ilk kez seyir esnasında denedim. Güzel çalıştı ve beni çok rahatlattı. Artık gideceğim istikameti ayarlayıp, otopilotu devreye aldıktan sonra yelkenlerin trimini en ince ayrıntısına kadar rahatça yapıyorum. İki elimde serbest ve teknede dolaşabiliyorum.

Ancak önemli bir risk oluştu. Bir şekilde tekne trimini yaptıktan sonra Allah korusun denize düşersem, tekne beni beklemez, basar gider. Artık emniyet kuşamımı ve can halatımı daima takmalıyım. Konforun getirdiği dezavantajlar da var elbette…

Yelkenli tekneye telsiz donatmak…

Arda 80 için uzun süredir aklımda bir telsiz donatma fikri vardı. Ben çoğunlukla yalnız çıkıyorum denize. Dolaştığım mesafelerde genellikle cep telefonu şebekesinin kapsama alanı içinde oluyorum. Ancak cep telefonunun bir kaç dezavantajı var. Öncelikle sadece bir kişiyi arayabiliyorsunuz. Telsizde ise anonsunuzu menziliniz dahilindeki tüm istasyonlar duyuyor.

İkincisi, arayacağınız kişi ya da kurumun telefonunu bilmeniz ya da önceden kaydetmiş olmanız, hemde hızlıca erişebilir olmanız lazım telefonda… Telsiz de ise mandala basıp konuşuyorsunuz.

Öte yandan bir başka tekneye kendisinin farkında olmadığı bir acil durumu – tehlikeyi bildirmek ancak telsizle mümkün olabiliyor.

Piyasada bulunan marin telsizleri araştırdım. Bir kaç firmayla temas kurdum. Telsan‘ın ana distribütörü olduğu ICOM IC-M323 VHF telsizi önerdiler. Fiyatı da özellikleri de makul geldi.

ICOM IC M323 VHF DSC
MiktarAçıklama
1 ICOM IC-M323 VHF DENİZ TELSİZİ
 Yeni sezgisel kullanıcı arayüzü, IPX7 standartlarında su geçirmezlik(1 metre derinlikte 30 dakika), AquaQuake fonksiyonu, 25 Watt çıkış gücü,ITU Class D DSC özelliği, GPS bağlantısı için NMEA giriş ve çıkışı,2 Watt dahili hoparlör.
Standart Ekipman: Telsiz, montaj kızağı, el mikrofonu, güç kablosu, Türkçe ve İngilizce kullanım kılavuzları

Fakat sadece telsiz cihazı yetmiyor, bir de size anten öneriyorlar. Bizimki yelkenli olduğu için bana Shakespeare 5215 önerdiler.

Yelkenli Tekne için VHF Marine Anten  
Shakespeare   5215                     1mt, çelik kamçı anten, yelkenli için

Satınalma safhasına geçince, size önce proforma fatura gönderiliyor. Siz de e-devletten Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Telsiz İşletme Müdürlüğünün sayfasından elektronik olarak müracaat ediyorsunuz. Dikkat edielcek bir husus, proforma fatura ile birlikte teknenizin ruhsatı ve teknik detayları da elinizde olmalı o esnada. Hem bilgileri işliyorsunuz hemde elektronik suretlerini yüklüyorsunuz.

Müracaatı yapınca size bir bilgilendirme maili ve SMS geliyor. Sanırım hemen ertesi gün de “telsiz satınalma izniniz” geliyor ve size altı ay süre veriliyor. Altı ay içince telsizin asıl faturası ile müracaatınızı sürdürmeniz gerekli.

Telsan kredi kartıyla ödememi aldı ve hemen ürünleri kargoladı. İki gün sonra telsizim ve silindirik uzun bir kutu içinde antenim geldi. Sevindim tabii…

Ama bu ikisi birbirine bir şeylerle bağlanmalı… Telsizin arkasında ve antenin altında koaksiyel kablo bağlantısı için soketler var ama ne kablonun özelliği, ne de bizim alışık olduğumuz TV anten kablo adaptörlerinden daha büyük görünen parçalara ait bir iz var… Bir şeyler eksik.

Daha sonra anten üzerinde gelen tek sayfalık dokümanda RG58 koaksiyel kablo ve PL259 adaptör ifadelerini gördüm. Google efendiye sorunca bu parçaların hemen her yerde satıldığını ama hem pahalı hem de montajla ilgili bir sürü teknik detay olduğunu gördüm. Bu kodlarla youtube’a girince bir sürü video bulabilirsiniz.

Yine internetten siparişle bunları temin ettim. Kablonun yekpare olarak telsizden direğin en tepesine kadar uzanacak şekilde yeterli uzunlukta sipariş edilmesi lazım. Kablo ile adaptörlerin pratik olarak montajı tamamlanan tipleri var, nispeten pahalı. Bir de lehim gerektiren tipleri var, hesaplı ama bu defa havya/pasta vb. lazım. Ben pratiklerden aldım, sorunsuz olarak monte ettim.

Her şeyi birbirine bağladım. Telsizi de aküye irtibatladım. Bismillah çekip güç düğmesini çevirdim. Ekranda DSC ve GPS özelliklerinin çalışması için MMSI kodunun girilmesi gerektiğini söyleyen bir mesaj çıktı. Haydaaa… Hemen ruhsata ulaştım. MMSI numarası alanı boş… Canım sıkıldı tabii. Neyse o adımı “cancel” ile atladığımda telsizin rahatlıkla iletişime açık olduğunu fark ettim. Alma – verme fonksiyonları son derece etkili çalışıyordu. Bir süre yakınımızdaki Gemlik limanının telsiz trafiğini merakla dinledim. Güzel bir imkan oldu.

MMSI kod numarası kafama takılmıştı. Hemen Gezgin Korsan portaline girdim. Başta ilk müracaatı yaparken telsiz tipinin sadece VHF değil aynı zamanda DSC (acil durumlarda otomatik text mesajı yayınlama özelliği) olduğu belirtilmeli imiş. Tekrar Telsiz İşletme Müdürlüğü ile temasa geçip dilekçe verdim. Bu arada bu işlemleri kargo ile rahatça yapıyorsunuz. Müdürlüğün çalışanları da son derece gayretli ve yardımcı olmayan çalışan kişiler. 45 TL daha yeniden harç yatırdım. Bu arada tüm harçlar Vakıfbank’a yatırılıyor.

Telsiz İşletme Müdürlüğü MMSI numaramı ve ruhsatın elektronik bir kopyasını bana hemen yolladılar. Birkaç gün sonra da ruhsatın aslı kargoyla geldi.

Telsan’daki arkadaşları aradım, MMSI kodunu benim cihaza kendim girebileceğimi söylediler. Bir sonraki açılışta MMSI numarasını kitapçıktaki yönergeye uyarak kaydettim. Dikkat, bu işlemde hata yaparsanız düzeltme imkanı yok, cihazı satıcıya göndermeniz gerekiyor.

Artık rahatım. MMSI numaram var benim. 🙂 Niyeyse… Bir şeylerin eksik olması insanda huzursuzluk yapıyor. Ayakkabının içinde kalmış küçük bir taş gibi.

Son olarak benimki gibi kabin içi alanı küçük bir teknede telsizi nereye koyacağınız önemli bir sorun oluşturuyor. Ben hala düşünüyorum. Hem dışarıdan duyup, eğildiğimde yetişebilmeliyim, hem de içeride fazla kalabalık oluşturmayan bir yere koyabilmeliyim. Şimdilik seyyar vaziyette kullanıyorum.

Tiny 17…

Tiny 17’miz artık İstanbul’lu oldu. Onu geçen sezon sonunda denizi seven ve tekneye hakkını veren yeni sahiplerine devrettik.

Küçük kayığımızla yaptığımız seyirleri nispeten uzunca olan bu videoda derledim. Kabaca 3 – 4 yıllık maceralarımızın bir özeti oldu.

Tiny 17’lere ilgi duyan denizcilerin ilgisini çekebilir diye buraya koydum.