Blog

Mudanya – Armutlu seyri…

Ramazanda birlikte geçirdiğimiz sohbetli bir gece sahurdan sonra “haydi, balık tutalım” dedikten sonra hemen denize açıldık. Pijamalarımızla hem de…

Çaparilerimizi bir yarım saat kadar boş indirip – çıkardıktan sonra, hafiften esmeye başlayan sabah meltemine yelken açtık. Hiç olmazsa yelkenler bir havalansın diye. Güzelyalı’dan kuzey batıya doğru, Mudanya açıklarına geldiğimizde rüzgar birden yükseldi, deniz büyüdü. Uykusuzuz ama seyir o kadar keyifli idi ki tornistan edemedik ve yaklaşık 12 millik mesafeyi iki saatte kestik, Armutlu’ya ulaştık.

Aşağıdaki video, seyrimizin ilk yarısına ait. Daha sonra dalgalar biraz daha büyüdü, biraz daha neşeli bir hal aldı seyrimiz. Roller & coaster gibi küçük teknemiz kâh iki dalga arasına sıkıştı, kâh büyük bir dalgaya tırmanıp sonra aşağıya doğru sörf yaptı. 6 kuvvete çıkan poyrazlı havada, hep birlikte hatırladığımız bir gün geçirdik, çok şükür.

 

Tiny 17 ile baharda hareketli bir seyir

 

Yaz geliyor. Biz de şöyle hareketli bir yelken keyfini özledik. Hava biraz müsaade verdi, ılık bir poyraz yakaladık.

Halatları fora edip, çektik motorumuzun ipini. Üçümüz birden 5 metrelik tekneye 300 kilogram safra olarak çıktık, yelkenleri bastık, oturduk rüzgar üstüne. Geniş apaza verdik teknenin pruvasını… Rüzgar bir yandan biz bir yandan bastırdık tekneyi, o da kaçmaya çabaladı ileriye doğru ama nafile… Ne rüzgar bıraktı yelkenleri, ne de biz salıverdik ıskotaları. Trilye’ye kadar koşturduk, geri döndük.

Böyle güzel bir seyir oldu, defterlerimize yazıldı.

c

İlk İntiba önemli… Ama yönetilebilir mi?

İş dünyası bir şekilde “ilk intiba” konusunu önemsiyor gibi görünüyor. Toplantılar, mülakatlar, satış görüşmeleri vesaire, ilk intibaların elde edildiği alanlar olarak hep dikkatimizi yoğunlaştırdığımız, kendimizi -kıyafetimizi – duruşumuzu kontrol etmeye çabaladığımız anlar oluyor. Sahte gülücükler, şiddetli el sıkışmalar, bir türlü kesilmeyen göz temasları, suskun kalamadığımız saniyeler vesaire… Hepsi etkili bir “ilk intiba” için.

İlk intiba; iki ayrı insanın birbirini algılaması, iki ayrı alem, iki ayrı dünya, iki ayrı algılayış ve yorumlayış biçiminin ilk kez karşılaşması aslında. Bu ilk temas, birbirine salınmış iki denizin kavuşması, karışması, köpürmesi gibi biraz taşkın, geçici ve bulanık bir deneyim. Bu karşılaşma esnasında kişilerin hangi özellikleri sebebiyle nasıl bir algı bükülmesi yaşadığını çözümlemek hayli zor. Kişisel farkındalık ve derinlik lazım.

Yer, zaman, çevresel koşullar gibi algılarımızı, duygularımızı derinden etkileyen dış faktörlerden sıyrılıp karşımızdaki insan hakkında saf ve isabetli bir ilk intiba üretmek de, her kula nasip olamıyor. Objektif olabilmek her zaman olduğu gibi “imkânsız“.

İnsanların dış görünüşleri, ses tonları, diksiyonları kıyafetleri gibi yüzlerce özellikleri; bu özelliklerin her bir versiyonuna karşı bizim tecrübe ve deneyimlerimizden hareket alan “kanaatlerimiz” var. Aslında bu kanaatlere utanmadan – çekinmeden “önyargılarımız” da diyebiliriz. Hepimizde var.

Özetle, binlerce mülakat ve toplantıdan sonra benim anladığım; insanların iyi bir izlenim bırakmak için kendilerini sıkması, şekilden şekle girmesi ve bazı klişe davranışları takınması yarar sağlamıyor.

Zira, bıraktığım ilk intiba büyük ölçüde benden değil  karşıdaki insandan kaynaklanıyor, onun zihninde oluşuyor, dayanağı ve kaynağı onun geçmişi ve dağarcığı… Bu alan ise bilinemez ve yönetilemez.

Herkes olduğu gibi davransa yeter. Mevlana hazretleri sekiz asır önce özetlemiş, biz de ballandırıp uzatıyoruz: “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol”.

Sonuçları değiştirmek kolay değil…

Sonuçları değiştirmek istiyorsanız, önce düşünceleri, sonra yapabilirseniz yerleşmiş alışkanlık ve davranışları, ardından kanıksanmış –  ezberlenmiş süreçleri, belki ardından da bir parça organizasyonu ve nihayet bazı adamları değiştirmelisiniz…

Sürdürülebilirse; bu değişimin etkisiyle ihtiyaç duyulan yetkinlikler değişecek, dolayısıyla ekibiniz ya gelişecek veyahut yenileriyle yer değiştirecektir. Bu durumun çalışma ortamına ve kültüre etkileri ise epeyce bir süre sonra izlenmeye başlayacak, yeni durum böylece yerleşmeye ve kökleşmeye duracaktır.

Siz ya da yerinize gelen bir başkası, bu yeni yerleşen kültüre ve iş yapış biçimine eleştirel bir bakış açısı ile dokununcaya kadar “yeni eskiniz” işte bu yeni durum olacaktır.

Mutlaka bir gün birileri sizin şimdi yenilediğiniz “eskinizi” yenisiyle değiştirecektir. Bu değişimi siz yapmadıysanız ve hala oradaysanız, onu korumak için direnç gösteren “elebaşlarından biri de”  maalesef siz olacaksınız.

Eğer hala farkında değilseniz…