Denizle şaka olmaz…

Denizcinin kol saati olmazmış… Sakin, dikkatli ve hesaplı olmak lazım.

11 Ağustos 2018 günü denizde çok ilginç bir badire atlattım.

Yazın ortasını geçmişiz. Marmara’da kuvvetli poyrazlar var. Bazen dalgalar benim 5,3 metrelik yelkenlimin boyunu aşacak şiddete ulaşsa da, ben rüzgar varken denize mutlaka çıkmak istiyorum.

1,5 sene önce aldığım 6 beygirlik Mercury dıştan takma motor her nasılsa arızalandı. Sürekli stop ediyor. (Çocukken “istop” derdik, hatta topla oynanan istop diye bir oyunumuz vardı.) Gemlik’te yetkili servise gösterdim, bir – iki bakım – onarımdan sonra kabahati yakıtta buldular. Birkaç gün düzeldi gibi ama hastalığı sonradan tekrar nüksetti. Gaz yemiyor, yüke binince stop ediyor. Ama ite – kaka gidip geliyorduk. Tekrar servise gitmesi lazımdı.

Bir kaç kere denizde stop edip çalışmayınca, mecburen etraftaki kaptanlardan yardım isteyip tekneyi çektirdim. Ama teknede bir de yedek motor bulundurma düşüncesi belirdi. Biraz araştırdım. Tomking 3,5 beygir 2 zamanlı bir küçük motor satın aldım. Aslına biraz ağaç kesme hızarından bozma bir şey gibi görünüyor ama bayağı ciddi çalışıyor. Şaka gibi, oyuncak gibi…

Her neyse, benim Mercury’i yedeğe alıp bu ufaklığı denemek için yerine taktım. 1:20 yağ/benzin karışımını hazırlayıp deposunu doldurdum. İpini çektim hemen çalıştı. Gayet güzel güç üretiyor. Hadi dedim marina içinde bir-iki tur atayım. Halatları çözüp yerimden çıktım. Performansı fena değil, dar zamanda çok işe yarar. Bir kusuru var, sadece ileri çalışıyor, geri vites için şanjman yok, ama motor 360 derece dönebiliyor.

Marinadan çıkıp açıkta bir göreyim, yapabilirsem yelkenleri de açayım dedim. Ama bu tecrübeli bir denizcinin yapmayacağı bir şeydi. Çünkü yelkenle denize çıkmak için mutlaka biraz ön hazırlık lazımdı.

Rüzgar şiddetli değil ama öğleden önceden kalma bir soluğan var, dalgalar büyükçe geliyor.

Bu arada geçirdiğim badireyi izah için biraz teknik bilgi vermem gerekli. Bizim kullandığımız “sloop” tipi yelkenlilerde, teknenin orta altından aşağıya doğru inen “salma” denilen genellikle dökme demir veya kurşundan yapılan ağır bir parça bulunur. Bir çok görevi olan, çoğu kez köpek balıklarının sırt yüzgecine benzeyen bu parça kısaca yelkenlere binen rüzgar basıncını dengeler, suya karşı yanal direnç oluşturarak teknenin ileri hareket etmesine imkan verir. Ama nihayetinde su altına uzanan bir parçadır ve sizin karaya yaklaşma mesafeninizi arttırır. Her denizci teknesinin su çekimi mesafesini bilmelidir. Bizim Tiny17’mizin su çekim 80 cm idi. Yani yaklaşık 1 metre derinliğe kadar sahile yanaşabilirdik. aksi taktirde salma dibe değer, tekne karaya oturur,  yanlamaya başlar ve kontrol edilemez hale gelir.

Aşağıdaki basit çizimde durumu biraz izah etmeye çalıştım.

Tehlikeli durum nasıl oluşuyor?

Velhasıl, motor beni tam marina ağzına getirdiğinde, kafadan aldığım ve poyrazdan gelen rüzgar müsaade ettiği için ana yelkeni basmaya başladım. Benim ana yelken direğe yelken arabası denilen, perdelerde kullanılan kopçalara benzer şekilde çalışan plastik parçalarla bağlanıyor. Bunlar bazen kanal içinde sıkışabiliyor, fazla yüklenirseniz kopabilir veya iyice sıkışabilirler. Bir kaç kez başıma geldiğinden biliyorum. yine aynı şekilde bir sıkışma oldu. Ben yeni küçük motorun kontrol sapını bırakmaya mecbur kaldım. Bu arada yarım basılı olan ana yelken doldu ve beni yana çevirdi. İrice bir dalga da çalışan motoru 180 derece çevirdi ve sapı suya girdi. Elektrikli on/off kontrol anahtarı da suya girip ıslanınca kısa devre yapıp motor stop etti.

Olayın geçtiği yer aşağıda:

Rüzgar beni iskele kontradan basarak sahile itmeye başladı. Mesafe çok kısa, hemen salma dibe değebilir. Hemen demir atıp tekneyi durdurmam gerektiğini düşündüm. Böylece rüzgarı kafadan alıp, ana yelkene de müdahale edebilecektim.

Hızla teknemin pruvasına geçtim, ama tekne fındık kabuğu gibi çalkalanıyor. Her zaman tedbir için demiri kısa bir el incesi ile baş koç boynuzuna bağlarım. Meret düğüm çözülmüyor, bense her saniye karaya doğru gidiyorum. Güç bela demiri attım, tekne hemen düzeldi fakat adım gibi eminim demir tarayacak, zira kaloma verecek imkan yok.

Bu arada hemen bizim barınak yöneticisi Murat kaptanı aradım. Bizim hızır eleman Fatih’i küçük bir taka ile yardıma gönderdi. Fakat aradan geçen 10 – 15 dakika için demir azar azar gevşeyerek beni iyice karaya yaklaştırdı. Fatih bana halat verdiği dakikada salmanın zemindeki kurma sürtme sesini duymaya başlamıştım. Son anda yana devrilmekten ve sonucunda bir sürü başka hasardan kurtuldum.

Velhasıl; denizle şaka olmaz. Hazırlıksız, plansız, düşüncesizce denize çıkılmaz. Denizin verdiği heyecan ve mutluluğa bir an önce kavuşmak için asla acele etmemeli.

Denizcinin kol saati olmazmış… Sakin, dikkatli ve hesaplı olmak lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir