Teknenin halleri…

Tekneyi aldığımdan bu yana epeyce değişiklik yapmışım. Sıralamak gerekirse;

  • İlk aldığım gün kopan makara tecrübesi üzerine, makaraları düzenleyip yeniledim.
  • Iskota ve mandarları Kaya Ropes marka 8 mm halatlarla değiştirdim.
  • Akü parkımı geliştirdim. İlave bir 100 Ah akü ile kapasitemi arttırdım.
  • 2 x 100 Watt güneş panelini, 10 Amper şarj kontrol cihazını kendi dizaynımız olan paslanmaz kaide ile birlikte tekneye monte ettim. Artık elektrik derdim kalmadı çok şükür.
  • 600 Watt modifiye sinüs invertör aldım, temel 220 V elektrik ihtiyacımı çözdüm. Özellikle şarjlı matkap, dekupaj, lehim için havye, laptoplar vesaire 220 Volt ile çalışan ya da şarj olan cihazlarım için sorun kalmadı.
  • Tekne içine şerit led ışıklandırma taktım
  • Tekneye telsiz donattım.
  • Raymarine ST 2000+ otopilot aldım, elektrik ve havuzluğa montaj işlerini yaptım.
  • Artan elektrik tesisatı için ek sigorta paneli, bara, marin kablo alıp, düzenledim.
  • Yelkenlere bakım yaptırdım. Cenovanın UV filtreleri değişti, ana yelkenin yırtık -söküğü onarıldı ve lazy bag yeniden yapıldı.
  • Ana yelkene camadan vurmak için makaralı bir sistem tasarlayıp, bumba ve ana yelken direğine donattım. Artık havuzlukta oturduğum yerden camadan vurabiliyorum.
  • Pupa seyrinde kavança riskini ortadan kaldırmak için iskele ve sancağa birer bumba freni donattım.
  • Cenova ıskotası ve camadan ıskotası için birer cem kilit alıp taktım.
  • Mobicool marka 35 watt bir soğutucu/ısıtıcı aldım. 15 -16 C seviyesinde iş görüyor. Enerji sarfiyatı da son derece makul.
  • 6 inçlik bir vantilatör alıp kabin içine taktım, yazın çok iş görüyor.
  • Kopan sancak vardavela telini değiştirdim ve iki yana vardavela ağı donattım.
  • Ocak için yedek tüp tedarik ettim.
  • Tekneye yeni usturmaça, marin gerdel, alüminyum kakıç, polipropilen batmaz halat, koltuk halatı esneticisi aldım.
  • Mevcut demire ilaveten, acil durumlar için 10 kg Danforth çapa, zincir ve halat aldım.
  • Euroharness emniyet kuşağı ve halatı, otomatik can yeleği ve fırtına çıpası tedarik ettim.
  • Tekneye ait olmasa da DJI Spark drone ve SJCAM 4000 Air kamera aldım, deneme çekimleri yapıyorum.

Sanırım Ege Yat ile aynı boyda yeni bir tekne için sözleşme yapsam, bir çok geliştirme talep edecek ve ürünlerini geliştirecek durumdayım. 🙂 Bunları kısmen içeren yeni videom burada:

Bu arada Güzelyalı balıkçı barınağının yönetim ihalesini yeniden Bursa Büyükşehir Belediyesinin şirketi olan BURULAŞ A.Ş. aldı. Çevre emniyeti için bazı tedbirler almaya başladılar. Geçen kış motoru çalınmış biri olarak bundan memnunum. Ancak 6 – 8 metre tekneler için 16.000 TL yıllık bağlama bedeli talep ediyorlar. Civardaki diğer barınak/marinalara kıyasla fahiş sayılabilecek fiyatlar bunlar. Revize edileceği bilgisi geldi, merakla bekliyoruz.

2020 Sezonu Corona’nın gölgesinde başladı.

Çalınanın yerine yeni aldığım 2017 model Honda 9.9 HP motoru, 200 saat bakımın yaptırdıktan sonra ancak haziran ayında tekne başına getirebildim. Yıllık bakım yetkili servisinde 650 TL tuttu.

Teknenin altı 15 santim midye kolonisi ile kaplanmış, teknenin kıpırdayacak hali kalmamıştı. Öyle ki, tonoz halatım bile bana birkaç hafta yesem bitmeyecek midyelerle sarılıp – sarmalanmıştı.

Motoru yerine taktım. Sorun çıkmadı, çalıştı. Maske – palet teknenin altına girdim. Bu saatten sonra tekneyi kaldırıp zehirli vuracak vakit yok, mevsim geldi. İki saatte salma ve tonoz halatı dahil bütün koloniyi marinanın dibine gönderdim. Yengeçlere bayram oldu sanırım…

Tekne o kadar hafifledi ki, salınmaya başladı hemen. 2019 sonunda yelkenlere İstanbul UK Sailmakers’da bakım yaptırmıştım. Genova UV filtreleri yenilendi, yırtık sökükler onarıldı, tüyler değişti, lazy bag yeniden dikildi. Sunbrella kumaş hayli pahalı olduğundan biraz masraflı oldu ama içim rahatladı.

Hemen halatları fora edip biraz sertçe bir havada sezonun ilk seyrine çıktım, buyrun burada:

2020 sezonu il videomuz…

Ben de, tekne de ilk yarım saat biraz ısınmaya ihtiyaç duyduk. Sonra geçen sene kaldığımız yerden keyif almaya başladık.

Zamanla tekneye daha çok güvenmeye başladım. Bazen 20 knot rüzgarlar, 30 knot sağanaklar altında kalıyorum. Çok rahatlıkla başa çıkıyoruz. Geçen sene ana yelkene camadan vurmak için yaptığım makaralı sistem, yelken küçültmek gerektiğinde beni çok rahatlatıyor. Bir kaç kez hayli büyük dalgalar kırılıp havuzluğa doldular. Motor boşluğu içeri giren deniz suyunun tahliyesinde çok işe yarıyor. Bir kaç saniye içinde eski halimize gelmiş oluyoruz. Dalgaların yüksekliğine ve rüzgarın ani yükselişlerine iyice alıştık.

Güneş panelleri son derece iyi iş çıkartıyorlar, aküler sürekli tam şarjda. Hiç elektrik sıkıntısı çekmiyorum.

Sırayla bir kaç video daha yayınlayacağım kısmetse…

Sezon öncesi bakım…

Marmara denizinde suda kalan teknelerin kaderi bu: Kekamoz. Tekneyi ağırlaştıran, seyir süratini 1/3’üne kadar düşüren, yakıt masrafını arttıran karinadaki deniz canlısı kolonileşmesi.

Tekne sahibi iseniz ve tekneyi sürekli suda bekletiyorsanız, (ki tekne bir deniz mahlukudur, suda yaşar) karinada kekamoz problemiyle uğraşmak, eskiyen, bozulan şeyler için zaman ve para sarfetmek zorundasınız. Dünya böyle bir yer işte… Her şey, her iş insan ilgisine ve zamanına muhtaç. Biraz nimet, biraz külfet; daima birbirini takip ediyor.

Yıllık karina bakımı için yapılacak işler sanırım sırasıyla şöyle olabilir:

  • Karada karina bakımı haricinde yapılacak diğer işlerin listelenmesi ve ilgili malzemenin evvelce tedarik edilmesi
  • Teknenin karaya alınması (Çekek veya vinç ile)
  • Tekne altının basınçlı suyla yıkanması
  • Kurutulması
  • Zımparalanması
  • Ozmos ve sair problemler için tetkik edilmesi
  • Zehirli astarı (1 -2 Kat)
  • Zehirlinin vurulması (2-3 Kat)
  • Varsa karada yapılacak işlerin yapılması
  • Teknenin suya atılması

Ben internetten bir kutu zehirli astar (2,5 LT), bir de zehirli boya (5 LT) satın aldım.

Ancak araya corona virüs girdi. Bir buçuk aydır bekliyorum. 🙂

Tiny 17 ile yaptığımız eski seyirlerin yeni videoları…

Bizim eski tekne Tiny 17, şimdilerde İstanbul güzeli oldu. İsmi Joy. Yeni sahibi de ona çok iyi bakıyor.

Bu arada 3-4 yıl önce çekilmiş videoların youtuba yüklenmiş olduğunu yeni farkettim. Teknedeki arkadaşlar kayıtlarını yüklemişler. Onları burada da paylaşayım istedim.

Armutlu tatil köyüne gidiş…
Armutlu tatil köyünden ayrılış…
Sert havada küçük tekne ile seyir…

Lazybag, UV koruyucu ve yelken tamiri [Uk sailmakers]

Arda’nın orijinal yelkenleri UKSailmakers tarafından imal edilmiş.

Önceki sahipleri de yelkenleri pek fazla kullanmamışlar. 14 yıllık olmalarına rağmen kumaşlar genel olarak hala iyi durumda.

Genel bir uygulama olarak genovanın güngörmez ve alt yakalarına 20 -25 santimlik bir şerit halinde dikilmiş olan sunbrella kumaş, yelken sarıldığında güneş ışınlarına karşı tam bir koruma sağlıyor. Bu kumaş zarar görmemekle beraber bu şeridin dikildiği dikiş iplikleri zamanla gevrekleşmişler ve hızla sökülmeye başladılar. Rüzgarda sökülen yerlerden açılıp hem balon yapmaya başladılar, hem de sökülme ilerledi.

Ana yelkeni bumba üzerinde sakladığımız ve yalnız seyirde son derece yararlı olan lazy bag’de de hem fermuarda hem de yan dikişlerde aynı şekilde gevşeme ve sökülmeler başlamıştı. Öte yandan, sonradan öğrendiğim bir detayı da paylaşayım. Eskiden lazy bagler kapatıldığında, katlanmış durumdaki ana yelkenin karula köşesinden ta mandar köşesine kadar direğe bitişik olan kısmı 5 -10 santim kadar kapanmayacak ve güneş alacak şekilde dizayn edilmiş. Bu nedenle hem o kısımdaki yelken kuması hem de plastik yelken arabaları zamanla kavrulmuş, gevrekleşmiş. Yelken arabalarından bazıları kırılıp dağıldıkça değiştiriyordum. Yelkenin orsa yakasında da bir kaş yerde yırtıklar olmaya başlamıştı.

UKSailmakers’ın İstanbul şubesinden Yusuf Kemal Gürel beyle temasa geçtim. Çekim Halat isimli bir firması var. Bilmiyordum. Bir tarafta halat imalatı, diğer tarafta da yelken işleri yapıyorlar. Sağolsun sıcakkanlı, ilgili birisi. Konuştuk, yazıştık, teklif aldık – verdik derken anlaştık.

Çok hızlı bir şekilde Mudanya’ya gidip yelkenleri ve lazy bag’i söktüm. Güzelce paketledim. Bagaja atıp, İstanbul Bayrampaşa’daki imalathaneye teslim ettim.

Lazy bag’i sıfırdan yeni imal ettiler. Sunbrella kumaş olduğu için en pahalı kısım o oldu. Artık direğin etrafını da sararak ana yelkenin tamamını kapatıyor. Genova’nın UV filtresini değiştirdiler. Ana yelkenin orsa yakasına aynı tip dakron kumaştan yama yaparak sağlamlaştırdılar. Herşey gayet güzel oldu.

Bir detay daha, eski lazy bag’in düzgün durmasını sağlayan fiberglass çubukları, iki üç yerde kumaşın dışına çıkıyor ve oradan el inceleriyle gurcataya doğru yükseltiliyordu. Fiberglas zamanla güneşten kavrulmuş, elinizi sürdüğünüzde ince lifler derinize batıyor ve birkaç gün canınızı yakmaya devam ediyordu. Yeni lazy bag’de çubuklar tamamen kumaştan yapılmış kanal içinde kaldığı için o sorunda ortadan kalmış oldu, çok şükür.

Herşeyi tekneye getirip yerli yerine takmak, makara, ıskota ve mandarları gözden geçirmek de keyifli oldu.
Son durum böyle…

Yeni Motor

Motorsuz olmuyor. Limanlarda yelkenle seyir yasak. Çıkışta ve girişte motor gücüyle seyretmek mecburi. Ana yelkeni basarken ve indirirken de rüzgar üstüne gitmek için de motor gücü lazım.

İkinci el satış yapılan siteleri takip ederek benim çalınan motorla aynı güç, aynı kasaya sahip ama 2017 model 9,9 beygir bir Honda satın aldım.

Marşlı değil, ipli. Eskisinde alternatörün (şarj dinamosu) çıkış kapasitesi 12 amperdi. Bunda ise 6 amper. Fena değil.

2017 model Honda 9,9 hp 4 zamanlı

Aynı kasa olması önemli çünkü benim teknede motor havuzluk içinden denize indiği için ebat ve şekil itibariyle farklı bir model almaya cesaret edemezdim.

Bu motoru biraz pazarlıkla 9.500 TL’ye elde etmiş oldum. Eski sahibi motoru teknesinin ruhsatından ayırdı. Noter satışı ile üzerime alıp, bende limanda kendi teknemin üzerine kaydettireceğim.

Bir sürü iş… 🙂

Motor çalındı… :(

Arda’nın motoru 9.9 hp marşlı uzun şaft bir dıştan takma Honda… 12amperlik şarj dinamosuyla çok kullanışlı bir model. Şu anda yenisi 18.000 TL civarında.

Bu motor havuzluktaki bir yuvadan denize iniyor. Kıçtan takılı olmadığı ve doğrudan denize indiği için kullanım sonrası kuyruğunu kaldırıp sudan ayırmak mümkün olmuyor.

Bu tür küçük yelkenli teknelerde motor genelde teknenin kıçına iskele veya sancak tarafına takılır. Ta ki dümen palasına mani olmasın. Yelken seyrine geçince de motor kuyruğu kaldırılıp sudan çıkarılır. Zira hem hız keser, hem de dümen kontrolünü bozar.

Küçük fiber teknelerde motor aynı zamanda dümen olarak da kullanıldığı için teknenin omurga hattı üzerine tam ortaya takılır. Tekneyi limana bağlayıp, yine kuyruğu kaldırdığınızda motorun suyla temasını kesmiş olursunuz.

Bizimki teknenin omurga hattından denize indiği, kıçta sancak veya iskele tarafına takılı olmadığı için sert denizde seyir esnasında sudan çıkma, tekneyi süreki belirli bir yönde döndürme gibi bir sorun da yaşamıyorsunuz.

Motorun denize indiği yuva, kullanım dışındayken taşıdığımız motor arabası… Artık boş.

Ancak motor sürekli suda kaldığında hızla kekamoz bağlıyor. Ayrıca aluminyum gövde yakındaki otel-gemi olan Otantik’in oluşturduğu yoğun galvanik etki sebebiyle önce hızla tutyaları yiyor, gecikirseniz gövde ve pervaneye de zarar vermeye başlıyor.

Bu nedenle ben resimde görüldüğü gibi uzun süre seyre çıkmayacağım dönemlerde motoru sudan kaldırıp taşıma arabasına takıyordum. Geçen hafta beni limandaki komşum Adil kaptan aradı ve benimkiyle birlikte 7 teknenin daha motorlarının çalındığını söyledi.

Tekneye gelip baktım. Motorun bağlantı vidalarını kilitlediğim paslanmaz asma kilidi bir şekilde zorlayıp açmışlar.

Hem sahil güvenliğe hem de emniyete şikayette bulundum. Ama sonuç yok. Söylentilere bakılırsa son dönemde benimki gibi 10 hp civarında motorlar mültecilere satılıyormuş, bu nedenle bir piyasa oluşmuş. Bir polis memurunun dediğine göre ise; açıkta durduğu için bu tür motorların çalınması da nitelik bakımından daha düşük bir suç teşkil ediyormuş, her nasılsa…

Şimdilik limana bağlı kalmaya mahkumuz. Yeni motor yaklaşık 18.000 TL ve bütçemiz şimdilik müsait değil. Bakalım ne yapacağız…

Teknede Güneş Paneli

Yelkenli teknelerde güneş paneli uygulaması hem kolay hem yararlı…

Gün geçtikçe denizde kullandığımız elektrikli aletler, haberleşme ve navigasyon cihazlarının sayısı da özellikleri de artıyor. Dolayısıyla elektrik tüketimi de aynı hızda yükseliyor. Hele bilgisayarların, telefonların şarj ihtiyacı daha dramatikleşiyor, teknede gençler de varsa…

Benim teknedeki motor standart kıçtan takma 10 hp marşlı bir Honda. Dolayısıyla alternatörü, yani şarj dinamosu da var. Yaklaşık 12 ah üretiyor, kitapçığına göre. Bu açıdan motorla seyir esnasında 60 Ah’lik aküyü de şarj ediyor. Fakat yelkenli bir tekne motorun çalıştırılmaması üzerine dizayn edilmiştir esasen. Ben de limana giriş ve çıkış dışında yaktığı yakıta acıyanlardanım.

Akü yerine jeneratör bir yöntem olabilir. Teknede jeneratör hem gürültülü hem pahalı. Büyük yatlarda sessiz ama pahalı çözümler olduğunu, demirlediğimiz koylarda komşu teknelerden gelen uğultudan biliyorum.

Akülerle ilgili önemli bir konu ise, ömürleri sürekli şarj altında olmalarına bağlı. Bir kaç kez tamamen boşalan bir aküyü diriltmek pek mümkün değil. Özellikle yaygın olan sulu aküleri. Şimdilerde derin deşarj – deep cycle adı verilen jel aküler de üretiliyor ama halen diğerlerine göre çok pahalılar.

Bir çok tekne bağlandıkları marinalardan aldıkları elektrikle, teknelerinde bulunan redresörler marifetiyle akülerini şarj ediyorlar, şarjda tutuyorlar. Ancak bizimki gibi elektriği olmayan balıkçı barınaklarında akülerinizi şarj etmenin iki yolu var. Motorunuzu zaman zaman çalıştırıp akülerinizi diri tutacaksınız. Ya da arada bir aküyü yerinden alıp evde veya bir başka yerde şebeke cereyanından şarj edeceksiniz. Birinde boşuna yakıt tüketimi, diğerinde ise ilave zahmet var.

Üçüncü bir alternatif ise ülkemizde güneşlenme oranı nispeten yüksek olduğu için tekneye güneş panelleri donatmak… Benim tekne tesisatım 12 V doğru akım olarak yapılmış durumda. Birçok teknede de tıpkı otomobillerde olduğu gibi böyledir. 24 V olanlar da var. Teknenin kadrosunda 60 Ah bir akü var. Fakat bu kapasite benim artan tüketimime yetmeyeceği için ben ilave olarak bir 100 Ah akü daha aldım. Başlangıçta motorun aküsü ile bu yeni aküyü ayrı tutmayı düşündüm.

Güneş panelleri iki tip. Monokristal ve polikristal. Teknik detaylarını tam bilemiyorum ama denizde kullanılabilecek türden optimum maliyet ve uygulama kolaylığı olanlar polikristal olanlar. Verimlilikleri biraz daha düşük ama hesaplı.

Bu tarz bir sistem için bir Şarj Kontrol Cihazı (ŞKC) da gerekiyor. Ben internetten 100 Watt’lık bir Mitasun marka panel ve 10 amperlik bir şarj kontrol cihazı aldım. ŞKC’nın markası yok sanırım zaten Çin yapımı. Panel 100 x 67 cm ve 7,5 kg. Tam güçte 5,5 Ah üretebiliyor olduğu yazıyor arkasında. Tabi bu sanırım en güneşli ve dik geldiği bir anda olsa gerek. Benim tahminim 3 Ah ortalama üretimi var.

Bir de bilgisayar, diğer 220 voltla çalışan dekupaj, havye vesaire gibi elektrikli cihazlar için 600 Watt’lık bir modifiye sinüs invertör aldım. Hepsini marin kablo ile aşağıdaki gibi bir birine bağladım. Hemen çalıştı. 🙂

Aküyü alırken bayi şarjlı olduğunu söylemişti ama cihaz 11.8 Volt ölçüm yaptı. Yani nerede ise yarım şarj da gibi. Panel ise 13,8 volt vermeye başladı. Daha sonraki dönemde 14,4 Volta kadar da çıktı.

Ertesi gün geldiğimde akünün voltajı 12,5’e kadar yükselmiş ve tam şarja geçmişti. Daha sonraki dönemde genelde hep bu seviyede kaldı.

ŞKC’nın USB çıkışından telefonu doğrudan şarj edebiliyorum. Büyük kolaylık…

Daha sonra iki aküyü birbirine paralel bağlayarak 160 Ah’lik bir kapasiteye çıktım (daha sonra bunun aslında her iki akü için de oldukça sakıncalı olduğunu öğrendim). Motor aküsünün motorun çalıştığı dönemde şarj olurken, diğer akünün ve ŞKC’nin nasıl davranacağını merak ediyordum. Motordan 12 Ah’lik akım gelmeye başlayınca ŞKC sanırım akülerin tam dolu olduğunu değerlendirip panelden gelen şarjı kesiyor. Bu iyi oldu. Artık her iki taraftan da iki aküyü şarj edebiliyorum.

İnvertörü doğrudan 100 Ah’lik aküye bağladım. 500 wattlık dekupajımı gayet güzel çalıştırdı. Şimdi bir de 500 Watt’lık avuç içi taşlama aldım. Ufak tefek onarımlarda gerekiyor.

Artık teknede 12 voltluk bir buzdolabı (30 Litre Mobicool), telsiz, oto-pilot, aydınlatmalar telefon ve tabletlerin şarj cihazları aynı ayna çalışabilir durumda. Bir bakıma elektrik açısından bağımsız olabiliyorum.

Tabii 100 Watlık bir panel bütün bunların hepsini idame ettirecek güçte değil. O nedenle ikinci bir 100 wattlık panel daha alıp sisteme dahil ettim. Gündüz saatlerinde saatlik üretimim 6 amper civarına yükseldi. Bu ise benim saatlik tüketimimden fazla. Aküler gündüz hiç deşarj olmuyor. Zaten tekneye fasılalı olarak gelebildiğim için, aradaki boşluklarda eksilen şarjı tamamlamaya pekala yetiyor.

Şimdi günlerce karadan ayrı kalabilirim. Bağımsızlığıma ket vuran tek konu şimdilik içme suyu. Eh zaten ben de okyanus geçmiyorum. Şimdilik… 🙂

Teknede otopilot: Raymarine ST 2000 +

Benim gibi deniz yalnız çıkan yelkencilerin önemli bir sorunu sürekli yeke başında durmak mecburiyetidir. Değil yemek ve tuvalet gibi tmel ihtiyaçlar, su içmek, kabinden bir şey almak gibi basit ihtiyaçları bile karşılamak için tekneye ilave trim yapmak, faça yelkene geçmek (heave to) vesaire lazım.

Fakat piyasada bir kaç markanın elektrikli otopilotları var yeke dümen sistemleri için.

Ben öteden beri diğer navigasyon çözümlerinden de tanıdığım Raymarine markasının otopilotlarını araştırıyordum. Ama uzun süre Türkiye’de stoklarda yoktu. Bir ara internette bir kaptanın elindeki otopilotu sattığını öğrendim, temas kurdum ve hiç açılmamış bir ST 2000 + otopilotu elden satın aldım.

Fakat montajı ayrı bir konu imiş meğer…

Paketin içinde gelen kitapçığında, yeke üzerinde dümen palasının kenarından itibaren 46 cm ölçerek tutturma pinini monte etmek gerektiği belirtilmiş. Bir de otopilotun ana gövdesinin, teknenin havuzluğuna delinecek 12 mmm bir delikle yekeye 90 derece açıyla takılması lazım. Bu montajlar için ise epoksi yapıştırıcı kullanın diyor talimatname…

Haydaaa…

Epoksi nedir diye internete giriştim ama polyester, vinylester vesaire karşıma bir sürü detay çıktı. Neyse iyi de oldu, konu hakkında epeyce bilgi edindim. İnternetten yerli markalardan 1 : 2 oranında sertleştirici kullanılan bir kilogramlık paket satın aldım. Çok az kullanacağım için de eczaneden 10 cc’lik 10 adet enjektör ve marketten kağıt bardak aldım.

Teknede son ölçümleri yaparken bir de ne göreyim bizim otopilotun boyu yekeye yetişmiyor. Bir haydaaa da burada çektim.

İnternetten altı inçlik (15,3 cm) bir “pushrod extension” almak zorunda kaldım ve bunun için yaklaşık 20 gün bekledim, PTT’ye gümrük ödedim.

Nihayet her şeyi bir araya getirip karışımı hazırladım, delikleri deldim. Montajı tamamlayıp enerjiyi verdim otopilota… Açılışta çıkardığı bip sesi, piston kolunu iten servo motorun zırıltısı senfoni gibi geldi bana.

Ertesi gün ilk kez seyir esnasında denedim. Güzel çalıştı ve beni çok rahatlattı. Artık gideceğim istikameti ayarlayıp, otopilotu devreye aldıktan sonra yelkenlerin trimini en ince ayrıntısına kadar rahatça yapıyorum. İki elimde serbest ve teknede dolaşabiliyorum.

Ancak önemli bir risk oluştu. Bir şekilde tekne trimini yaptıktan sonra Allah korusun denize düşersem, tekne beni beklemez, basar gider. Artık emniyet kuşamımı ve can halatımı daima takmalıyım. Konforun getirdiği dezavantajlar da var elbette…

Tiny 17…

Tiny 17’miz artık İstanbul’lu oldu. Onu geçen sezon sonunda denizi seven ve tekneye hakkını veren yeni sahiplerine devrettik.

Küçük kayığımızla yaptığımız seyirleri nispeten uzunca olan bu videoda derledim. Kabaca 3 – 4 yıllık maceralarımızın bir özeti oldu.

Tiny 17’lere ilgi duyan denizcilerin ilgisini çekebilir diye buraya koydum.