Teknede Güneş Paneli

Yelkenli teknelerde güneş paneli uygulaması hem kolay hem yararlı…

Gün geçtikçe denizde kullandığımız elektrikli aletler, haberleşme ve navigasyon cihazlarının sayısı da özellikleri de artıyor. Dolayısıyla elektrik tüketimi de aynı hızda yükseliyor. Hele bilgisayarların, telefonların şarj ihtiyacı daha dramatikleşiyor, teknede gençler de varsa…

Benim teknedeki motor standart kıçtan takma 10 hp marşlı bir Honda. Dolayısıyla alternatörü, yani şarj dinamosu da var. Yaklaşık 12 ah üretiyor, kitapçığına göre. Bu açıdan motorla seyir esnasında 60 Ah’lik aküyü de şarj ediyor. Fakat yelkenli bir tekne motorun çalıştırılmaması üzerine dizayn edilmiştir esasen. Ben de limana giriş ve çıkış dışında yaktığı yakıta acıyanlardanım.

Akü yerine jeneratör bir yöntem olabilir. Teknede jeneratör hem gürültülü hem pahalı. Büyük yatlarda sessiz ama pahalı çözümler olduğunu, demirlediğimiz koylarda komşu teknelerden gelen uğultudan biliyorum.

Akülerle ilgili önemli bir konu ise, ömürleri sürekli şarj altında olmalarına bağlı. Bir kaç kez tamamen boşalan bir aküyü diriltmek pek mümkün değil. Özellikle yaygın olan sulu aküleri. Şimdilerde derin deşarj – deep cycle adı verilen jel aküler de üretiliyor ama halen diğerlerine göre çok pahalılar.

Bir çok tekne bağlandıkları marinalardan aldıkları elektrikle, teknelerinde bulunan redresörler marifetiyle akülerini şarj ediyorlar, şarjda tutuyorlar. Ancak bizimki gibi elektriği olmayan balıkçı barınaklarında akülerinizi şarj etmenin iki yolu var. Motorunuzu zaman zaman çalıştırıp akülerinizi diri tutacaksınız. Ya da arada bir aküyü yerinden alıp evde veya bir başka yerde şebeke cereyanından şarj edeceksiniz. Birinde boşuna yakıt tüketimi, diğerinde ise ilave zahmet var.

Üçüncü bir alternatif ise ülkemizde güneşlenme oranı nispeten yüksek olduğu için tekneye güneş panelleri donatmak… Benim tekne tesisatım 12 V doğru akım olarak yapılmış durumda. Birçok teknede de tıpkı otomobillerde olduğu gibi böyledir. 24 V olanlar da var. Teknenin kadrosunda 60 Ah bir akü var. Fakat bu kapasite benim artan tüketimime yetmeyeceği için ben ilave olarak bir 100 Ah akü daha aldım. Başlangıçta motorun aküsü ile bu yeni aküyü ayrı tutmayı düşündüm.

Güneş panelleri iki tip. Monokristal ve polikristal. Teknik detaylarını tam bilemiyorum ama denizde kullanılabilecek türden optimum maliyet ve uygulama kolaylığı olanlar polikristal olanlar. Verimlilikleri biraz daha düşük ama hesaplı.

Bu tarz bir sistem için bir Şarj Kontrol Cihazı (ŞKC) da gerekiyor. Ben internetten 100 Watt’lık bir Mitasun marka panel ve 10 amperlik bir şarj kontrol cihazı aldım. ŞKC’nın markası yok sanırım zaten Çin yapımı. Panel 100 x 67 cm ve 7,5 kg. Tam güçte 5,5 Ah üretebiliyor olduğu yazıyor arkasında. Tabi bu sanırım en güneşli ve dik geldiği bir anda olsa gerek. Benim tahminim 3 Ah ortalama üretimi var.

Bir de bilgisayar, diğer 220 voltla çalışan dekupaj, havye vesaire gibi elektrikli cihazlar için 600 Watt’lık bir modifiye sinüs invertör aldım. Hepsini marin kablo ile aşağıdaki gibi bir birine bağladım. Hemen çalıştı. 🙂

Aküyü alırken bayi şarjlı olduğunu söylemişti ama cihaz 11.8 Volt ölçüm yaptı. Yani nerede ise yarım şarj da gibi. Panel ise 13,8 volt vermeye başladı. Daha sonraki dönemde 14,4 Volta kadar da çıktı.

Ertesi gün geldiğimde akünün voltajı 12,5’e kadar yükselmiş ve tam şarja geçmişti. Daha sonraki dönemde genelde hep bu seviyede kaldı.

ŞKC’nın USB çıkışından telefonu doğrudan şarj edebiliyorum. Büyük kolaylık…

Daha sonra iki aküyü birbirine paralel bağlayarak 160 Ah’lik bir kapasiteye çıktım (daha sonra bunun aslında her iki akü için de oldukça sakıncalı olduğunu öğrendim). Motor aküsünün motorun çalıştığı dönemde şarj olurken, diğer akünün ve ŞKC’nin nasıl davranacağını merak ediyordum. Motordan 12 Ah’lik akım gelmeye başlayınca ŞKC sanırım akülerin tam dolu olduğunu değerlendirip panelden gelen şarjı kesiyor. Bu iyi oldu. Artık her iki taraftan da iki aküyü şarj edebiliyorum.

İnvertörü doğrudan 100 Ah’lik aküye bağladım. 500 wattlık dekupajımı gayet güzel çalıştırdı. Şimdi bir de 500 Watt’lık avuç içi taşlama aldım. Ufak tefek onarımlarda gerekiyor.

Artık teknede 12 voltluk bir buzdolabı (30 Litre Mobicool), telsiz, oto-pilot, aydınlatmalar telefon ve tabletlerin şarj cihazları aynı ayna çalışabilir durumda. Bir bakıma elektrik açısından bağımsız olabiliyorum.

Tabii 100 Watlık bir panel bütün bunların hepsini idame ettirecek güçte değil. O nedenle ikinci bir 100 wattlık panel daha alıp sisteme dahil ettim. Gündüz saatlerinde saatlik üretimim 6 amper civarına yükseldi. Bu ise benim saatlik tüketimimden fazla. Aküler gündüz hiç deşarj olmuyor. Zaten tekneye fasılalı olarak gelebildiğim için, aradaki boşluklarda eksilen şarjı tamamlamaya pekala yetiyor.

Şimdi günlerce karadan ayrı kalabilirim. Bağımsızlığıma ket vuran tek konu şimdilik içme suyu. Eh zaten ben de okyanus geçmiyorum. Şimdilik… 🙂

Teknede otopilot: Raymarine ST 2000 +

Benim gibi deniz yalnız çıkan yelkencilerin önemli bir sorunu sürekli yeke başında durmak mecburiyetidir. Değil yemek ve tuvalet gibi tmel ihtiyaçlar, su içmek, kabinden bir şey almak gibi basit ihtiyaçları bile karşılamak için tekneye ilave trim yapmak, faça yelkene geçmek (heave to) vesaire lazım.

Fakat piyasada bir kaç markanın elektrikli otopilotları var yeke dümen sistemleri için.

Ben öteden beri diğer navigasyon çözümlerinden de tanıdığım Raymarine markasının otopilotlarını araştırıyordum. Ama uzun süre Türkiye’de stoklarda yoktu. Bir ara internette bir kaptanın elindeki otopilotu sattığını öğrendim, temas kurdum ve hiç açılmamış bir ST 2000 + otopilotu elden satın aldım.

Fakat montajı ayrı bir konu imiş meğer…

Paketin içinde gelen kitapçığında, yeke üzerinde dümen palasının kenarından itibaren 46 cm ölçerek tutturma pinini monte etmek gerektiği belirtilmiş. Bir de otopilotun ana gövdesinin, teknenin havuzluğuna delinecek 12 mmm bir delikle yekeye 90 derece açıyla takılması lazım. Bu montajlar için ise epoksi yapıştırıcı kullanın diyor talimatname…

Haydaaa…

Epoksi nedir diye internete giriştim ama polyester, vinylester vesaire karşıma bir sürü detay çıktı. Neyse iyi de oldu, konu hakkında epeyce bilgi edindim. İnternetten yerli markalardan 1 : 2 oranında sertleştirici kullanılan bir kilogramlık paket satın aldım. Çok az kullanacağım için de eczaneden 10 cc’lik 10 adet enjektör ve marketten kağıt bardak aldım.

Teknede son ölçümleri yaparken bir de ne göreyim bizim otopilotun boyu yekeye yetişmiyor. Bir haydaaa da burada çektim.

İnternetten altı inçlik (15,3 cm) bir “pushrod extension” almak zorunda kaldım ve bunun için yaklaşık 20 gün bekledim, PTT’ye gümrük ödedim.

Nihayet her şeyi bir araya getirip karışımı hazırladım, delikleri deldim. Montajı tamamlayıp enerjiyi verdim otopilota… Açılışta çıkardığı bip sesi, piston kolunu iten servo motorun zırıltısı senfoni gibi geldi bana.

Ertesi gün ilk kez seyir esnasında denedim. Güzel çalıştı ve beni çok rahatlattı. Artık gideceğim istikameti ayarlayıp, otopilotu devreye aldıktan sonra yelkenlerin trimini en ince ayrıntısına kadar rahatça yapıyorum. İki elimde serbest ve teknede dolaşabiliyorum.

Ancak önemli bir risk oluştu. Bir şekilde tekne trimini yaptıktan sonra Allah korusun denize düşersem, tekne beni beklemez, basar gider. Artık emniyet kuşamımı ve can halatımı daima takmalıyım. Konforun getirdiği dezavantajlar da var elbette…

Denizle şaka olmaz…

Denizcinin kol saati olmazmış… Sakin, dikkatli ve hesaplı olmak lazım.

11 Ağustos 2018 günü denizde çok ilginç bir badire atlattım.

Yazın ortasını geçmişiz. Marmara’da kuvvetli poyrazlar var. Bazen dalgalar benim 5,3 metrelik yelkenlimin boyunu aşacak şiddete ulaşsa da, ben rüzgar varken denize mutlaka çıkmak istiyorum.

1,5 sene önce aldığım 6 beygirlik Mercury dıştan takma motor her nasılsa arızalandı. Sürekli stop ediyor. (Çocukken “istop” derdik, hatta topla oynanan istop diye bir oyunumuz vardı.) Gemlik’te yetkili servise gösterdim, bir – iki bakım – onarımdan sonra kabahati yakıtta buldular. Birkaç gün düzeldi gibi ama hastalığı sonradan tekrar nüksetti. Gaz yemiyor, yüke binince stop ediyor. Ama ite – kaka gidip geliyorduk. Tekrar servise gitmesi lazımdı.

Bir kaç kere denizde stop edip çalışmayınca, mecburen etraftaki kaptanlardan yardım isteyip tekneyi çektirdim. Ama teknede bir de yedek motor bulundurma düşüncesi belirdi. Biraz araştırdım. Tomking 3,5 beygir 2 zamanlı bir küçük motor satın aldım. Aslına biraz ağaç kesme hızarından bozma bir şey gibi görünüyor ama bayağı ciddi çalışıyor. Şaka gibi, oyuncak gibi…

Her neyse, benim Mercury’i yedeğe alıp bu ufaklığı denemek için yerine taktım. 1:20 yağ/benzin karışımını hazırlayıp deposunu doldurdum. İpini çektim hemen çalıştı. Gayet güzel güç üretiyor. Hadi dedim marina içinde bir-iki tur atayım. Halatları çözüp yerimden çıktım. Performansı fena değil, dar zamanda çok işe yarar. Bir kusuru var, sadece ileri çalışıyor, geri vites için şanjman yok, ama motor 360 derece dönebiliyor.

Marinadan çıkıp açıkta bir göreyim, yapabilirsem yelkenleri de açayım dedim. Ama bu tecrübeli bir denizcinin yapmayacağı bir şeydi. Çünkü yelkenle denize çıkmak için mutlaka biraz ön hazırlık lazımdı.

Rüzgar şiddetli değil ama öğleden önceden kalma bir soluğan var, dalgalar büyükçe geliyor.

Bu arada geçirdiğim badireyi izah için biraz teknik bilgi vermem gerekli. Bizim kullandığımız “sloop” tipi yelkenlilerde, teknenin orta altından aşağıya doğru inen “salma” denilen genellikle dökme demir veya kurşundan yapılan ağır bir parça bulunur. Bir çok görevi olan, çoğu kez köpek balıklarının sırt yüzgecine benzeyen bu parça kısaca yelkenlere binen rüzgar basıncını dengeler, suya karşı yanal direnç oluşturarak teknenin ileri hareket etmesine imkan verir. Ama nihayetinde su altına uzanan bir parçadır ve sizin karaya yaklaşma mesafeninizi arttırır. Her denizci teknesinin su çekimi mesafesini bilmelidir. Bizim Tiny17’mizin su çekim 80 cm idi. Yani yaklaşık 1 metre derinliğe kadar sahile yanaşabilirdik. aksi taktirde salma dibe değer, tekne karaya oturur,  yanlamaya başlar ve kontrol edilemez hale gelir.

Aşağıdaki basit çizimde durumu biraz izah etmeye çalıştım.

Tehlikeli durum nasıl oluşuyor?

Velhasıl, motor beni tam marina ağzına getirdiğinde, kafadan aldığım ve poyrazdan gelen rüzgar müsaade ettiği için ana yelkeni basmaya başladım. Benim ana yelken direğe yelken arabası denilen, perdelerde kullanılan kopçalara benzer şekilde çalışan plastik parçalarla bağlanıyor. Bunlar bazen kanal içinde sıkışabiliyor, fazla yüklenirseniz kopabilir veya iyice sıkışabilirler. Bir kaç kez başıma geldiğinden biliyorum. yine aynı şekilde bir sıkışma oldu. Ben yeni küçük motorun kontrol sapını bırakmaya mecbur kaldım. Bu arada yarım basılı olan ana yelken doldu ve beni yana çevirdi. İrice bir dalga da çalışan motoru 180 derece çevirdi ve sapı suya girdi. Elektrikli on/off kontrol anahtarı da suya girip ıslanınca kısa devre yapıp motor stop etti.

Olayın geçtiği yer aşağıda:

Rüzgar beni iskele kontradan basarak sahile itmeye başladı. Mesafe çok kısa, hemen salma dibe değebilir. Hemen demir atıp tekneyi durdurmam gerektiğini düşündüm. Böylece rüzgarı kafadan alıp, ana yelkene de müdahale edebilecektim.

Hızla teknemin pruvasına geçtim, ama tekne fındık kabuğu gibi çalkalanıyor. Her zaman tedbir için demiri kısa bir el incesi ile baş koç boynuzuna bağlarım. Meret düğüm çözülmüyor, bense her saniye karaya doğru gidiyorum. Güç bela demiri attım, tekne hemen düzeldi fakat adım gibi eminim demir tarayacak, zira kaloma verecek imkan yok.

Bu arada hemen bizim barınak yöneticisi Murat kaptanı aradım. Bizim hızır eleman Fatih’i küçük bir taka ile yardıma gönderdi. Fakat aradan geçen 10 – 15 dakika için demir azar azar gevşeyerek beni iyice karaya yaklaştırdı. Fatih bana halat verdiği dakikada salmanın zemindeki kurma sürtme sesini duymaya başlamıştım. Son anda yana devrilmekten ve sonucunda bir sürü başka hasardan kurtuldum.

Velhasıl; denizle şaka olmaz. Hazırlıksız, plansız, düşüncesizce denize çıkılmaz. Denizin verdiği heyecan ve mutluluğa bir an önce kavuşmak için asla acele etmemeli.

Denizcinin kol saati olmazmış… Sakin, dikkatli ve hesaplı olmak lazım.